Cumartesi , Aralık 3 2016
Başlangıç / Sorular / Allah’ı anlatın bana

Allah’ı anlatın bana

Sponsorlu Bağlantılar

Allah’ı anlatın bana

Soru

Allah’ı tanımak bilmek istiyorum. Allah’ı anlatın bana o nasıl bilinir ona nasıl iman edilir? Allah’a iman etmek nasıl gerçekleşir.

Cevap

Merhaba. Evvelce Allah’ın varlığını ispat edelim dilerseniz; tek bir parmağın bile hareket etmesi ve canlılığını sürdürebilmesi için bizim varlığından ve işleyişinden bile bihaber olduğumuz tamamen cansız ve akılsız olan atomlar, atomun yapı taşı kuarklar ve diğer olması gereken fonksiyonlar bizden habersiz her salise çalışıyor. Akılsız şuursuz milyarlarca atomdan oluşan insan vücudunu hayatta tutması gereken bir gücün olması şarttır.Aksini iddia edersek bunca atomda akıl var dememiz gerekir. Dememiz mümkün olmayacağı için Allah’a iman etmek zorundayız.
Allah’a iman sonsuz hayatımızı kurtaracak olaydır, Kur’an’daki hükümlere ve efendimize (sav) uymamız tamamen lehimize olacaktır.Allah bizi O’nu tanıyalım diye yarattı, O’nu tanımak, sevginin ispatını gerektiren her şeyi uygulamaktan yani iman etmekten geçiyor kardeşim. Selametle.

Allah’ın varlığını bize bildiren ve anlatan pek çok delil vardır Bu delilleri başlıca 3 grupta toplamak mümkündür:
Allah’ın Varlığını İsbat Eden Deliller (İsbât-ı Vâcib)

1- Dış âlemden yani, kâinattan çıkarılan tabiî deliller,
2- Akıl yoluyla elde edilen “metafizik” deliller
3- İnsan tabiatından çıkarılan ahlâkî ve vicdanî deliller

Dış Âlemden Çıkarılan Tabiî Deliller:
Allah’ın varlığına en büyük delil, şu muhteşem kâinat ve o kâinat içinde yaşayan varlıklar, cereyan eden işler ve olaylardır Kâinat, âdeta bir kitab gibi, her cümlesi, her satırı, her kelimesi ve her harfiyle Allah’ın varlığını göstermekte; birliğini isbat etmektedir
Kâinatın Allah’ın varlığına olan bu şehadeti, şu cümlede vecîz bir şekilde ifade edilmiştir:
“Kâinatta atomlardan galaksilere kadar her bir varlıkta, Allah’ın varlığına ve birliğine delâlet eden nice âyetler, işaretler, şehadetler vardır”
“Allah’a giden yollar, mahlûkatın nefesleri sayısıncadır” sözü de aynı mânayı ifade etmektedir.
Kâinat kitabının ihtiva ettiği bu delilleri, başlıca 4 grupta toplayabiliriz:
1 Hudûs (sonradan vâr olma) delilleri: Bunlar kâinatta görülen varlıkların hal ve sıfatlarından çıkarılan delillerdir
2 İmkân delilleri: Bunlar, âlemin yoktan vâr edilmesinden çıkarılan delillerdir
3 Hareket delili: Maddede bulunan hareket özelliğinden çıkarılan delildir
4 İbdâ ve gâye delili: Âlemdeki nizamdan ve her şey’in bir gâyeye göre yaratıldığı esasından çıkarılan delildir.
Şimdi bunları kısaca görelim:
I – Hudûs delilleri:
Bu âlemin hâdis olduğuna, yani, sonradan vâr olduğu ve bu bakımdan evveli olmayan kadîm bir yaratıcıya muhtaç bulunduğuna dair birçok deliller ile sürülmüştür Bunları iki delil halinde hulâsa etmek mümkündür:
1 Cisimlerin hudûsu esasına dayanan delil
2 İhtirâ (îcad etme) delili
1 – Cisimlerin hudûsu esasına dayanan delil, İslâm İlâhiyat âlimleri olan Kelâmcıların delilidir Bu delili şöyle bir kıyasla beyân ederler:
Bu âlem, sûreti ve maddesiyle hâdistir Yani, cisimlerin sûreti de, maddesi de yok iken sonradan vâr edilmiştir.
Her hâdis mutlak bir muhdise (mûcid ve yaratıcıya) muhtaçtır O halde bu âlem de bir muhdise muhtaçtır.
O da Allah Teâlâ’dır
2 – İhtirâ delili:
Bu delil, Kur’an’da zikri geçen bir delildir Kur’an’da yaratılış keyfiyetinden söz eden bütün âyetler, ihtirâ, yani, îcad delilini ifade etmektedir Bu delili Kur’an’da ilk defa İslâm filozofu İbn-i Rüşd bulmuş ve ifade etmiştir.
Bu delilin hulâsası ise şudur:
Gökler ve yer, bitkiler ve hayvanlar vb görünen her şey, ihtirâ (îcad) olunmuştur
Her ihtirâ olunana bir ihtirâ edici lâzımdır
O halde şu mevcûdatın da bir ihtirâ edicisi vardır O da Allah Teâlâ’dır

II -İmkân esasına dayanan deliller:

Bu metodla Allah’ın varlığını isbat, bâzı kelâm âlimleri ile İslâm feylesoflarının yoludur Bu deliller de pek çoktur En meşhuru, “Bu âlemin mümkin olması delili”dir Bu delil, kıyas yoluyla şöyle ifade edilmiştir:
Bu âlem bir mümkinler mecmuasıdır (Mümkin; vücudu da, ademi de eşit olan, yani, vâr olması da yok olması da aklen câiz bulunan şey demektir)
Her mümkin, vâr olabilmesi için yokluğuna varlığını tercih edecek bir müreccihe, müessir bir kuvvete muhtaçtır.
O halde mümkinler topluluğu olan bu âlem de, vâr olabilmek için böyle müessir bir kuvvete muhtaçtır
O müessir kuvvet de, bu âlemin dışında, vücûdu zâtına vâcib olan bir varlıktır O da Allah’tır

III – Maddede bulunan hareket vasıtasıyla Allah’ı isbat delili:
Bâzı ilâhiyatçılar da, hudûs delilinde zikri geçen maddenin daima hareket hâlinde oluşundan çıkarılan bir delil ile, Allah’ı isbat ederler Bu delilin hulâsası da şudur:
Şu âlemde bulunan madde ve ondaki hareket, bugün ilmen sâbittir
Bu madde ve ondaki hareket, ezelî değildir
Vücûdu vâcib olan Allah’ın îcadı ve tahrîki iledir
Gerçekten de günümüzdeki gelişmeler, kâinatla ilgili ortaya konulan yeni bilgi ve teoriler, bize kâinatın kadîm ve ezelî olamıyacağını apaçık göstermektedir Bilhâssa kâinatın doğuşu ile ilgili Bigbang teorisi, maddenin ezeliyet ve kıdemini temelden yıkmıştır
IV – İbdâ’ ve gâye delili:
İbdâ’: Bir şey’i, benzeri veya örneği olmadan güzel ve mükemmel bir şekilde vücuda getirmektir
Gâye ise, bir şey’in neticesi; o şey’in varlığına bağlı fayda ve onun vücudunu gerektiren hikmet demektir
Bu delil, Sokrat’tan bu yana, bütün ilâhiyatçı filozofların önem verdiği bir delildir Diğer bir adı da “Nizam” delilidir Kur’an-ı Kerîm’de âlemdeki ibdâ ve gâyeyi belirten pek çok âyet vardır Büyük İslâm filozofu İbn-i Rüşd bu bakımdan bu delili, Kur’an’ın delillerinden sayar ve “inâyet delili” adını verir
Bu delil, kâinatı ve kâinatın cüzlerini ve nevilerini bozulmaktan, dağılmaktan kurtarıp bütün hususiyetleriyle birlikte intizam altına alan ve kâinata hayat veren muhteşem bir nizamın varlığı esasına dayanmaktadır
Kâinatta tecelli eden bütün hikmetlerin, faydaların menşe’i bu nizamdır Kur’an’da varlıkların menfaat ve maslahatlarından bahseden bütün âyetler, bu nizamı göstermektedir Binaenaleyh bütün maslahatların ve menfaatlerin mercii olan ve kâinata hayat veren böyle bir nizam, elbette bir Nâzım’ın vücuduna delâlet eder Ayrıca o Nâzımın kasd ve hikmetini de gözler önüne serer
Kâinat nizamının varlığı, bugün ilim ve fenler tarafından bütün açıklığı ile ortaya konulmuştur Çünkü, fen ilimlerindeki küllî kanunlar ve umumî prensipler, kâinat nizamının yükseklik ve güzelliğinin reddi imkânsız şâhidleridirler Nizam olmasa, külliyet ve kanuniyetten söz edilemez, fen ilimlerinin varlığından bahsedilemezdi.
Allah’ın varlığını isbat sadedinde dış âlemden çıkarılan tabiî delillerin hulâsası budur Konuyu İbn-Rüşd’ün şu cümlesiyle tamamlıyalım:
“Allah’ın varlığını tam mânasıyla anlamak ve bu hususta tam bir bilgi sahibi olmak isteyenler için, yeryüzündeki varlıkları incelemeleri vâcibdir [Bu hususta yazılan ilmî eser ve incelemeleri okumak da kifâyet eder] İnsanı Allah’ı bilmeye ve O’na inanmaya götüren en doğru yol da budur”
Akıl Yoluyla Çıkarılan Metafizik Deliller:
Batılı ilâhiyatçı filozoflar, Allah’ın varlığını isbat için birçok aklî deliller ileri sürmüşlerdir Bunların en mühimi, modern felsefenin kurucusu olarak bilinen meşhur Fransız filozofu Dekart (Descartes) tarafından ifade edilen, “kemâl” ve “nâmütenâhî” fikirlerine istinad ettirilen iki metafizik delildir Bu iki delil, birbirinin tamamlayıcısı mahiyetindedir Hulâsası şudur:
İnsanın noksan bir varlık olmasına rağmen, nâmütenâhî (sonsuzluk) fikrini taşıması; kemâl sıfatlarına sâhip, nâmütenâhî bir varlığın vücudunu göstermektedir O da bütün kemâllerin ve sonsuzluğun sâhibi Allah’tır.
Beşer Tabiatından Çıkarılan Ahlâkî ve Vicdânî Deliller:
1 İnsanlık tarihi ve umumun şehâdeti delili:
İnsanlık tarihi bize en ilkel devirlerden beri her asırda yaşayan insanlarda din inancının ve Allah fikrinin var olduğunu göstermektedir Bütün insanlar her asırda İlâhî bir kudretin varlığına inanagelmişler ve bir dine sâhip olmuşlardır Nereye gidilmişse orada basit ve bâtıl bile olsa, din ve Allah fikrine rastlanmıştır Geçmiş devirlerde çeşitli şekillerde putlara tapanlar, ateşi, yıldızları takdîs edenler dahi bütün bunların üstünde büyük bir kudretin vâr olduğuna, her şey’i yaratan ve terbiye eden, esirgeyen sonsuz bir varlığın mevcudiyetine inanmışlar; dış âlemde taptıkları şeyleri O’na yaklaşmak için birer vesile edinmişlerdir Cinsleri, devirleri ve memleketleri ayrı, birbirini tanımayan milletlerde görülen bu mutlak inanç birliği; din fikrinin umumî, Allah inancını fıtrî olduğunu isbat etmektedir
Fıtrat yalan söylemeyeceği için, bütün insanlar arasında görülen bu fikir ve şuur birliği, yersiz ve asılsız bir şey olamaz O halde insanlık tarihinin ittifakla kabûl ettiği Allah fikri, şübhe götürmez bir gerçeği ortaya koymakta ve Cenâb-ı Hakk’ın varlığına kuvvetli bir delil teşkil etmektedir
2 İnsanın fıtratından ve taşıdığı duygulardan çıkarılan deliller:
İnsanın duygularında, arzu ve isteklerinde bir sonsuzluk vardır Ruhunda hayra ve güzelliğe doğru büyük bir meyil ve sonsuz bir hasret mevcuttur Sonra insanlarda akıl ve idrâk, irade ve ihtiyar da bulunmaktadır Mahdut ve noksan olduğu halde, sonsuz bir hayra ve en mükemmele doğru yönelen bu duygular, şübhe yok ki, sonsuz ve ekmel olan bir varlığın yani Allah’ın mevcudiyetini isbat etmektedir
Ayrıca, insan fıtrat ve vicdanında, düşmanlarına mukabil istinad noktası, ihtiyaçları karşısında da istimdad noktası olmak üzere iki zarurî hakikat vardır Bu hakikatler, ancak Allah’ın varlığına dayanır ve O’nun sonsuz kudretinden yardım görürse bir mâna ve değer kazanabilir Her vicdanda ve fıtratta bulunan bu istinad ve istimdat noktaları, Allah’ın varlığını gösteren birer pencere olmaktadır Bu bakımdan insan aklı, düşünme melekesini kaybetse bile, vicdan Allah’ı unutmaz
Allah’ın varlığını isbat için serdedilen delillerin umumî bir değerlendirilmesini yapacak olursak:
Kelâmcıların kullandıkları hudûs ve imkân delilleri, uzun ve anlaşılması zor delillerdir Bu sebeble vehimlerden uzak kalamamıştır.
Filozof ve ilâhiyatçıların aklî delilleri ise, o da vesveselerden bütünüyle uzak değildir
Bunlar dışında, Kur’an’ın ortaya koyduğu 2 delil vardır ki, bunlar Allah’ın varlığını isbat (isbât-ı vâcib) konusunda serdedilen delillerin en kuvvetlisi, en sağlamı, tereddüdlerden en uzak olanıdır Bu iki delilden birisi, nizam veya diğer ifadeyle inâyet ve gâye delilidir İkincisi de ihtirâ delilidir Bunları yukarıda kısaca izah etmiştik.

Sponsorlu Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Evlenemiyorum ama evlenmek istiyorum başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

İlgini Çekebilir

Teşrik tekbiri kazası

Sponsorlu Bağlantılar Teşrik tekbiri kazası Soru Selamun aleykum hocam. Teşrik tekbirleri unutulunca getirilmesi gereken günler …

Namazda tekbir almak

Sponsorlu Bağlantılar Namazda tekbir almak Soru Vitirde sureyi unutup Allaha ekber deyip ara tekbiri verip …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.