Pazar , Aralık 11 2016
Başlangıç / Sorular / Allah arşa istiva etti ne demek

Allah arşa istiva etti ne demek

Sponsorlu Bağlantılar

Allah arşa istiva etti ne demek

Soru

Kuranda pek çok yerde Allah arş’a kuruldu diye geçiyor. Haşa Allah’a mekan ve vücut atfetmek için demiyorum ama anlamıyorum neden Allah arş’ta demek kafir yapıyor?Kuranda pek çok yerde bu böyle geçiyor.

Cevap

Selamun aleykum kardeşim. Kuranı kerimde Arş kelimesini en doğru bir şekilde bizlere açıklayıp tefsir eden elbette müfessirlerimizdir. Bu tür konularda başvurabileceğimiz bir tefsirimiz olursa karşılaştığımız bu tür soruların cevaplarını hemen bulabilir ve aklımızda oluşan soruları gidermiş oluruz. Sorduğunuz soruda geçen ayetlerden bir tanesi şöyledir:

“Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş üzerine hükümran oldu (istiva etti). O, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneş, ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi biliniz ki yaratma ve emir O’nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.” (Araf, 7/54)

Değerli kardeşim, öncelikle ‘Arş’ ne anlama gelir bunu çok doğru bir şekilde anlamak gerekir.

Arş Nedir ne anlama gelir?

ARŞ , esas itibariyle “sakf” demektir ki, bir binanın veya yerin yüksek muhîtini teşkil eder. Bir eve nisbette tavanı, tavanına nisbette üstündeki çatısı, kubbesi, tepesindeki köşkü, tahtaboşu, cihannüması (terası) hep Arş mânâsına dahildir. Buna ilave olarak çadır ve çardak gibi yükselen ve gölge veren her şeye de denir. Bu şekilde Arş anlayışının en kesin gereği ulvilik ve üstünlük mânâsıdır. Bundan dolayıdır ki arş, hükümdarların oturdukları “taht” anlamında meşhur olmuş ve tahtın gereği olan mülkten, izzet ve saltanattan kinaye de yapılmıştır. (…) denilir ki, mülkün istilâ edildi, yıkıldı, bozuldu demektir. Mülkü kıvamında ve işi yolunda, emri muntazam ve ahenkli olduğu zaman da “Arşına hâkim oldu, mülkünün tahtına yerleşti.” denilir. Bunlardan başka bir işi ayakta tutan şeye, bir şeyin esasına ve bir toplumun işlerini idare eden başkanlarına ve “avvâ’ ” denilen kuzey tarafın alt yanında Acûzü’l-Esed (arslan burcunun ucundaki takım yıldızları) ve Avşü’s-Simâk (biri kuzey, diğeri güneyde iki parlak yıldız) da denilen dört küçük yıldıza, tabuta ve kuyunun dibinden adam boyu kadar taşla örüldükten sonra ağzına kadar yukarısına yaptıkları ahşaba, ayağın parmak tarafına doğru yüzündeki yumruca tümseğe ve kuşun yuvasına da denilir. Ve birçok mânâlarda masdar da olur.

Burada önce şunları dikkatnazarından uzak tutmamak gerekir:

1. Bilinen mânâsıyla “taht”, bir hükümdarın, hükumeti icra ederken üzerine kurulduğu özel, mahdûd bir cisimdir. Fakat asıl önemi, cisimliğinde değil, gereği olan hüküm, izzet ve saltanatındadır.

2. Bütün göklerin üstünde ve bütün âlemi çevreleyen Arş’ın bilinen mahdut “taht” mânâsına, tamamen hakiki lugat mânâsı olarak uyuşmuş olamayacağı şüphesizdir. Bundan dolayı bunda muhakkak mecazî ve kinayî bir mânânın bulunması ve daha doğrusu Arş ve taht cins ismi iken (el-Arş)’ın şer’î konumla bir özel isim gibi düşünülmesi gerekir. Ve o halde bu Arş’da cisim olma zarureti de iddia edilemez.

3. Arş bir cism-i küll olsun, fakat yön ve cisimliğin hepsi bunda son bulacağından, bunun üstünde cisim, mekân, yön tasavvuru çelişkili olur. Burada “Sidretü’l- müntehâ” anlayışını iyi düşünmek gerekir.

4. (Alâ) kelimesinin hakiki mânâsında ne mekâna, ne zamânâ ait bir zarflık yoktur. Bu bir isti’lâ ifade eder. Gerçi ulûv (yükseklik) ve fevkiyyet (üstlük, üstte olmak) bir yön anlatır. Fakat (el-Arş) anlayışı, bütün mekân ve yönleri kapladığından, bu isti’lâda yön de düşünülmüş olamaz. Ve bundan dolayı “Arş üzerine”, mekân üstü ve yön üstü, çok yüksek bir yükseklik ile isti’lâ ifade eder ki, asıl gerçek isti’lâ (Yükseliş) da budur. Bu, bütün izafetleri altına alan öyle bir isti’lâdır ki, hiç bir kayıt ve nicelikle şartlanmış olmadığından ihata mümkün değildir. Biz bu yüksekliğin ifade ettiği mâlûlûn izâfetini illet (sebeb)e, mahkûmun hâkime, netice itibariyle bütün varlığı mümkün olanların, varlığı vacib olana, bütün yaratıkların yaratana olan etkilenme ve muhtaç olma nisbeti olmak üzere kendi izafetimizle düşünebiliriz.

5. İstivâ gerçekte sırf cismanî bir anlam değildir. Bunun cismanî olup olmadığına, isnad olunduğu fâili veya medhûlü (dahil olduğu kelime) de bir karîne olur. Mesela “işine hâkim oldu” denildiği zaman bu istivânın cismanî olmadığında şüphe yoktur. Aynı şekilde “filan işine hâkim oldu” denildiği zaman da böyledir. Burada ise fâil, “Kendisinin hiç bir benzeri olmayan” (Şûrâ, 42/11) Allah Teâlâ’dır. Şu halde Arş üzerinde ilâhî istivâyı Allah ile Arş’ın gerisindeki yaratıklar arasında bir uzaklık, bir mekânî aralığı gerektiren cismanî bir mânâ ile düşünmeye imkân yoktur. Zira “Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.” (Vâkıa, 56/85).

6. Bir hükümdarın tahtına oturup kurulması anlamında bile asıl kastedilen mânâ, cismanî bir oturuş değil, hükümdarlık sıfatıyla nitelenmesidir. Bu öyle bir mânâdır ki, hükümdarın taht sayesinde değil, tahtın hükümdar sayesinde ayakta durmasını ifade eder. Ve bir hükümdarın tahtında devamlılığı, cismen taht üzerinde oturup kalması değil, hâkimiyetinde devamlılığı ve bâki olması demek olur. Fakat bu mânâ diğer hükümdarlarda ve tahtlarda tam, mutlak ve hakiki değil, geçici, nisbî ve ârızîdır. Bunun mutlak hakikati ancak Allah Teâlâ’ya mahsustur. Şu halde istivâdan bu mânânın Allah’da zâtî, tam ve hatta tamın üstü mutlak ve hatta mutlak üstü ve hakiki yani cismaniyet ve rûhâniyet gibi imkanî bir vücud ile değil, zarurî bir vücûd ile oluşmuş olduğunu anlamak gerekir. Bunu anlayabilmek için de varlığın gerçeğinin yalnız cisim ve cismaniyete mahsus olmadığını ve hatta cisimliğin gelip geçici ve izafî bir varlıktan ibaret bulunduğunu ve Hakk’ı bilmek için cisim ve ruhun üstüne geçilmek gerektiğini sezmek şarttır. Bunun içindir ki, cisimden başka varlık, cismanî yükseklikten başka yükseklik duyamayanlar, bu konuda şer’an bir dereceye kadar özürlü sayılırlar.

7. İstivâ bir fâile isnat edilmiş ve Arş’a da (âlâ) cer harfi ile bağlanmış bulunduğu için, bunda Allah Teâlâ’nın Arş seviyesi ile eşitlik veya birliğine değil, tersine Arş’tan üstün yükseklik ve mutlak büyüklüğüne delalet vardır. Yani “Arş ile beraber istivâ etti” değil, “Arş üzerine istivâ etti”dir. Bu ise Allah’ı, âlemin kendisi ile birleştiren hulûl veya ittihat görüşlerini red ve iptal ile “her şeye şahittir”, “her şeyi kuşatıcıdır”, “onun hiç benzeri yoktur” mânâlarının sonsuzluğunu hatırlatan nezih bir tevhid ispat eder. Şu halde bunda bir teşbihi (benzetme) değil, pek yüksek bir tenzihi tasdik etmek gerekir.

(sorularla islamiyetten istifade edilmiştir)

Sponsorlu Bağlantılar

Bir önceki yazımız olan Evlenemiyorum ama evlenmek istiyorum başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

İlgini Çekebilir

Mumsema nedir

Sponsorlu Bağlantılar Mumsema nedir Soru Arkadaşlar merhabalar. Mumsema nedir? Lütfen sizden ricam bu soruma doğru …

Bedir uhud nedir

Sponsorlu Bağlantılar Bedir ve uhud nedir ne anlamlara gelir kısaca yazınız. Bedir ve Uhut, peygamber …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.